13 Eylül 2012 Perşembe

Ayrılığa Sonat

Seninle yaşadıklarım saniyelik devinimler gibiydi.
Ve yine seninle yaşadıklarım asırlar kadar uzundu...
Saniyelikti!
Çünkü "bir anda" kayıverdin avuçlarımdan.
Asırlar kadar uzundu!
Çünkü sen gidince, asırlık bir çınarın topraktan ayrılışına denk hüzünler kapladı içimi...

Yalnızlığa Sonat

Parkın birinde,
Yalnızlığa mühürlü bir heykel önünde,
Sabahın ilk sıcaklığını kuşlarla paylaşmak istiyorum.
Şimdi geceyi benimle nöbetleşen birileri var!
Belki gece bile olsun istemez garipler -sabahtan gayrı umutları olmayanlar...
Götürmüyor ayaklarım bu gece beni eve.
Sokaklar da yürümeyi unutanlar içindir bazen.
Bedenimin sahibi değilim artık,
Satıyorum kendimi yalnızlığa!
Okyanus gibiyim ama beslenecek dere bile bulamam -ne yazık!
Bütün maviler "Ben"im,
Gökyüzü ve deniz unutuyor renklerini,
Elde kalan sade gri bir sazlık...

Yaşamın Felsefesi

Kader denilen melanet şey -değişmez ve kadim bir şey anlaşılan... Sabah pencerenin perdesini açınca, bana vuran her güneş ışını, yalnızlığa, kedere, kadim acılara ve umutsuzluğa yansıyor.

Teğet geçen her mutluluğun, ruhumla kesişme noktasını aramaktan yorgunum. Yaşamın felsefesini yaparken bunu bir trajediye dönüştürmemek mümkün elbette ancak önemli olan doğru panzehiri bulup bu hastalıklı halden kurtulabilmek. Yaşamla barışık olmak, karşılıklı aşk yaşayabilmek için aşı gerekiyor bana sanırım, artık hastayım...